OLİVARA'NIN HİKÂYESİ
Bir hayalin kök salma hikâyesi…
Zeytin, insanlık tarihinin en kadim tanıklarından biri.
Binlerce yıldır yaşamın, bereketin ve barışın simgesi olan bu “ölmez ağaç”, bizim için yalnızca bir tarım ürünü değil; sabrı, emeği, doğaya duyulan saygıyı ve gelecek nesillere bırakılacak değerleri anlatan bir yaşam felsefesi.
Olivara’nın hikâyesi de, çocukluk yıllarında zeytin ağaçlarının gölgesinde başlayan bir hayalin yıllar sonra toprağa kök salmasıyla başladı.
İzmir’de geçen çocukluğum boyunca Karşıyaka’dan Seferihisar’a, Urla’dan Eski Foça’ya kadar zeytin ağaçları hep hayatımın bir parçasıydı. Soframızda zeytin hiç eksik olmaz, Ege’nin doğallığı ve sadeliği hayatımıza eşlik ederdi.
O yıllarda henüz farkında değildim belki ama zeytinle aramda ömür boyu sürecek bir bağ kuruluyordu.
Bir meraktan tutkuya…
2004 yılında Eski Foça’da çalıştığım dönemde zeytin yetiştiriciliğine duyduğum merak giderek bir tutkuya dönüştü.
Okudukça, araştırdıkça ve farklı üretim yöntemlerini inceledikçe zeytinyağının aslında ne kadar büyük bir dünyanın ürünü olduğunu keşfettim.
İspanya, İtalya, Yunanistan ve Akdeniz’in önemli zeytin üreticisi ülkelerindeki modern yetiştiricilik ve üretim tekniklerini araştırırken çok önemli bir şeyi anladım:
İyi bir zeytinyağı fabrikada değil, daha zeytin dalındayken başlar.
Toprağı tanımak, ağacı anlamak, suyu doğru kullanmak, doğru zamanda hasat etmek ve zeytini doğallığını koruyarak işlemek…
Toprak ve yaprak analizlerinden kontrollü sulamaya; erken hasattan doğru işleme ve muhafaza koşullarına kadar her ayrıntı, şişeye ulaşan zeytinyağının karakterini belirliyordu.
Kaliteli zeytinyağı bir tesadüf değil, bilinçli üretimin sonucuydu.
Bazen bir hayal bekler, ama kaybolmaz…
Zeytinlik kurma hayalimi gerçekleştirmek için çıktığım yolculuk hemen başlamadı.
Hayatın getirdiği ailevi sorumluluklar nedeniyle bu hayali yıllarca ertelemek zorunda kaldım. Ancak zeytine duyduğum sevgi hiç azalmadı.
Fırsat bulduğum her toprağa bir zeytin fidanı diktim.
Çünkü çocukluğumuzdan beri duyduğumuz o güzel sözün anlamına hep inandım:
“Dikili bir ağacın olsun.”
Yıllarca içimde taşıdığım bu hayal, 2016 yılında yeniden filizlendi.
Ve Olivara toprağa kök saldı…
Manisa Alaşehir’de, tarihi tümülüslerin komşuluğundaki topraklarda zeytin bahçemizi kurmaya başladık.
Toprağın hazırlanmasından sulama altyapısına, fidan seçiminden dikime kadar her aşamasında büyük bir heyecan, sabır ve emek vardı.
Kolay değildi.
Ama toprağa dikilen her yeni fidan, yıllardır kurduğum hayalin biraz daha gerçeğe dönüşmesi demekti.
2017 yılında 9.500’ün üzerinde Arbequina zeytin fidanını toprakla buluşturduk.
O gün diktiğimiz küçücük fidanlar bugün bize yalnızca zeytin vermiyor; yıllar önce başlayan bir hayalin, sabırla ve emekle nasıl kök salabileceğini de hatırlatıyor.
Doğayla birlikte üretiyoruz
Olivara Zeytinliği’ni kurarken amacımız yalnızca iyi zeytin yetiştirmek değildi.
Toprağı, suyu ve çevremizdeki doğal yaşamı koruyan; teknolojiden yararlanırken doğanın dengesine saygı gösteren bir üretim anlayışı oluşturmak istedik.
Bugün bahçemizde suyu kontrollü kullanıyor, damla sulama sistemleriyle kaynaklarımızı sorumlu şekilde yönetiyoruz. Enerji ihtiyacımızı güneşten karşılıyor, İyi Tarım Uygulamaları prensiplerini takip ediyor ve bahçemizi bizimle paylaşan yaban hayatına saygı gösteriyoruz.
Çünkü bizim için sürdürülebilirlik bir pazarlama sözcüğü değil, toprağa karşı taşıdığımız sorumluluğun bir parçasıdır.
Bahçeden şişeye aynı özen
Olivara’da her hasat bizim için yeni bir heyecandır.
Zeytinlerimizi yalnızca olgunlaşmalarına göre değil, aromatik karakterlerinin ve polifenol değerlerinin güçlü olduğu erken hasat dönemini gözeterek topluyoruz.
Hasat edilen zeytinlerin mümkün olduğunca kısa sürede işlenmesine, üretim sürecinin kontrollü yürütülmesine ve elde edilen zeytinyağının uygun koşullarda paslanmaz çelik tanklarda muhafaza edilmesine özen gösteriyoruz.
Amacımız her sezon Olivara şişesini açan birinin karşısına aynı üretim anlayışıyla çıkmak:
Erken hasat. Soğuk sıkım. Düşük asit. Yüksek polifenol. Ve zeytinin gerçek karakterini yansıtan natürel sızma zeytinyağı.
Ürünlerimizin analiz sonuçlarını tüketicilerimizle paylaşmayı da bu anlayışın doğal bir parçası olarak görüyoruz.
Çünkü bizim için gerçek kalite yalnızca damakta bıraktığı lezzetle değil, arkasında bıraktığı güven duygusuyla ölçülür.
Bir markadan daha fazlası…
Olivara bugün bir marka olabilir.
Ama bizim için her şeyden önce bir aile emeği, yıllarca taşınmış bir hayal ve toprağa verilmiş bir sözdür.
Bu yolculuk boyunca yanımda olan aileme, dostlarımıza, toprağımızı ve emeğimizi paylaştığımız yöre insanına ve Olivara’nın bugünlere gelmesinde katkısı bulunan herkese gönülden teşekkür ederim.
Ve bütün bu hikâyeyi belki de en güzel, Nâzım Hikmet’in yıllar önce yazdığı o unutulmaz dizeler anlatıyor:
“Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin…”
Biz de yaşamı böyle ciddiye alıyoruz.
Bugün diktiğimiz bir ağacın gölgesinde belki yarın başkaları oturacak. Bugün koruduğumuz topraklarda gelecek nesiller üretmeye devam edecek.
Bu yüzden her hasatta yalnızca bugünü değil, yarını da düşünüyoruz.
Toprağa sahip çıkalım.
Zeytin dikelim.
Doğanın bize bıraktığı bu eşsiz mirası birlikte koruyalım.
Sevgiyle,
Mustafa Demirel
Olivara